Ateş düştüğü yeri yakar…

Murat Sarı
Meşhur davalardan bir diğeri daha geçen 14 Şubat 2012 başladı. Temmuz 2011’de Türkiye gündemine bomba gibi düşen ve Türk futbolunu sarsan şike davasında yirmi üçü tutuklu toplam 93 sanık yargılanıyor. Kamuoyunda dava kabul gördü ama “tutukluluklar” kabul görmedi. Davanın iddianamesi 401 sayfa. TRT spikerleri okuyor. 17 Şubat 2012’de iddianamenin okunması sona erecek gibi. Ama süreç çok daha uzun sürecek. Düşünün sadece iddianamenin okunması beş gün sürüyor. Hem de iddianame zamanla yarışmakta maharetli spikerler tarafından okunuyor. Daha davanın tek tek savunma, avukatların da dahil olduğu çapraz sorgulama, delillerin değerlendirilmesi, savcının esasa ilişkin mütalaası, sanıkların esas hakkındaki mütalaa üzerinden yapacakları savunmalar, mahkeme heyetinin kararı ve Yargıtay’da temyiz süreçleri var. Anlayacağınız “ölme eşeğim ölme” durumu. Ya tutuklu sanıkların yakınları? Ne olacak onların hali? Bu tür davalarda hiçbir sanık yakını eşinin, babasının, annesinin, yakınının suçlu olduğuna inanmaz. Bırakın 5-10 yılı, yakınının 1 gün bile yanından uzak kalmasını istemez. İster çok zengin ister çok fakir, ister kültürlü ister kültürsüz olsun, tutuklu yakınını nasıl tanımlarsanız tanımlayın o mahkeme önünde, o cezaevinde yakını bulunan herkes aynıdır. Davanın ne kadar süreceği ile ilgili bir hesap yaptım. Şike davası bu hızla bir 10 yıl sürer gibime geliyor. Davaları hızlandıracak bir yargı reformu yapılmadığı sürece en az on yıl! Dile kolay! Lütfen bir an için bu tutuklu sanıkların yakınlarının yerine koyun kendinizi. Beşinci senede ne olursa olsun serbest kalacak bu tutuklu yirmi üç sanık. Tabii arada birileri tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmez veya dava bitmez ise.
Ben başka bir davada yaşadım, yaşıyorum bu süreci. Hayatımda en çok değer verdiğim kişilerden biri 2. Ergenekon davasında tutuklu sanık. İşlediği suçun ne olduğunu öğrenmek istiyor. ”Terör örgütü üyesisin” diyorlar. “Deliller lütfen!” diyor. “Gizli, sonunda bakacağız” cevabını alıyor. Neyse bunlar yargının sorunları, ben anlamam yargıdan davadan. Beni üzen hem “Şike davasında” hem “Ergenekon davasında” hem de diğer davalardaki tutukluluk süreleri. Ne zaman çağdaş ülkelerdeki gibi tutukluluğun bir sınırı olduğu, suçluluğu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğunu savunan bir hukuk sistemine kavuşacağız? Cevabını beklediğim soru bu! Galiba bu sorunun cevabını ölene kadar öğrenemeyeceğim.
İki tutuklu ailenin çektiği sıkıntıları içselleştiriyorum. Ben, siz, çok mühim kişler, çok mühim olmayan kişiler, kim olursa olsun, durumu ne kadar içselleştirsek de “Şike davası” Ali, Gonca, Hande ve Gülşah Yıldırım’ın canını en çok yakar. “Ergenekon davası” Sulhiye, Nazlıcan, Nurhan Özkan, Duygu Dikmenoğlu’nun canını en fazla yakar. Bu tutuklulukların ıstırabını, yürek acısını anne, baba, eş, kardeş ve çocuklar çeker. Kısaca sözüm o ki: Ateş düştüğü yeri yakar. Diğer sevenlerin ise sadece yüreğini burkar. Bazılarının “Eee! Suç işlemeseydiler!” dediğini hissediyorum. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var. En azından yukarıdaki iki ismin suç işlediği kanıtlanmadı. Hatta bu iki isimden biri ne suç işlediğini bile bilmediğini ve mahkemenin ona suçunu söylemediğini söylüyor. Suçlulukları ispat edilirse kanun ne diyorsa o cezayı çeksinler. Kimsenin buna bir sözü olamaz. Ama ya mahkeme bu isimleri suçlu bulmaz ise, birinin dört seneyi aşan tutukluluğu diğerinin yedi ayı geçen tutukluluğu ne olacak? Hangi para insanın kısıtlanan 1 günlük özgürlüğünün bedeli olabilir?
Neyse, yazımın ana bölümüne gazeteci Tuncay Özkan’ın cezaevinden annesine 2011′de Anneler Günü için yazdığı şiirle son vermek istiyorum. Bakın Özkan annesinin yaşadıklarını nasıl da hissetmiş ve onu teskin etmeye çalışıyor.
BİR DAHA DOĞUR, DOĞUR BENİ İNADINA..
Hey, canım annem; dalma yollara bakma öyle kapına
Bugün Anneler Günü ne çare, bekleme gelemem sana
Eski bir hatıraya sarıl sakın unutma
Mahpusum, hem de müebbet üç defa
Aldırma
Bir daha doğur, doğur beni inadına
Çatlat celladı her Anneler Günü’nde bir daha bir daha
Bugün, senin günün sakın ağlama
Gün yüzünden gelincik akar
Yolma başından yıldızları
Çocuklar geceleri yoldan çıkar
Ellerine dalmasın o kara gözlerin
Ellerinden öperim annem, ellerinden öperim
Yak sararmış bir fotoğrafımın ucunu gönder maviliklere
Bahardır sal saçlarını beline
Yemenini sıkı sıkı dola alnındaki kadere
Umudunu yitirme
Keşfedilecek nice güneşler bizi beklemekte
Bak, tıpkı o gün gibi sıcak ve aydınlık içinde
Beni bir daha doğur annem, her Anneler Günü’nde
Ahmet TUNCAY ÖZKAN
Not: Konsensus, Gazete Habertürk için gerçekleştirdiği Türkiye Gündemi Araştırması’nın yirmi beşincisinin saha çalışmasına 1 Mart 2012 itibarı ile başlayacak. Yine çok ses getirecek bir çalışma olacağına inanıyoruz.
Twitter: http://www.twitter.com/muratsari_
Facebook: http://www.facebook.com/#!/imuratsari









