Altının mı var derdin var

 

 

Yüzyıllardır insanlığın peşinden koştuğu en önemli emtialardan biri altın. Batı’ya hücum edilen, yeni kıtaya ilk gidilen günden bu yana da bu gerçek değişmedi.  Hem metal olarak hem yatırım enstrümanı olarak hem de ziynet eşyası olarak cazibesini hiç yitirmedi. Özellikle 2008’den bu yana ise, birçok yatırımcıyı şaşırtacak şekilde bir trent izliyor.

Dünyada özellikle son 10 yıldır likidite bolluğu ile global para arzında büyük bir genişleme var. Bu genişleme 2008 global finans krizi sonrasında ise kurtarma politikaları ve müdahaleler kapsamında ister istemez daha da arttı. Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, kısmen veya tamamen ulusallaştırılan bankalara sermaye olarak konulan destekler, kamu maliyesinin ve borç stokunun döndürülmesi için her seferinde bir öncekinden daha primli olarak çıkarılan bonolar veya IMF önderliğinde ya da IMF’siz Avrupa’da oluşturulan kurtarma fonları, piyasadaki likidite bolluğuna karşılık başta güven mekanizmasının zedelenmesi ile borçlanmada zorlanan bankalar için Merkez bankalarının geç likidite pencerelerini açması, bu trendi ister istemez desteklemeye devam ediyor. Dünyada dolaşan dolar likiditesi bolluğuna artık Avro da eşlik etmeye başladı. Uzun yıllardır FED’in %0,25 baz faiz oranı ile genişlemeyi desteklemesi ve Amerikan bütçe açıklarının dolar ile finansmanı kapsamında dünyada istisnalar hariç genel bir “likidite tuzağı” durumu söz konusu.

Paranın arzı, yani Merkez bankaları bilançolarının pasif kalemi “emisyon” yani para basma tüm muhasebe eşitlik prensiplerine göre aktifteki varlıklara karşılık olmalı. Bu varlıkların içinde de Hazine bonosu, devlet tahvili, yabancı para cinsinden bonolar, dövizler, menkul kıymetler dışında en önemli bir diğer kalem ise altın ve diğer kıymetli emtialar. Eğer altın başta olmak üzere aktif kalitesi ve miktarında sıkıntı varsa, yani karşılıksız para basma işlemi gerçekleşiyorsa, ekonomi ve para & banka ders kitaplarındaki ve yüzyıllardır geçerli olan en temel ilkelerden biri devreye girer : “Kötü para iyi parayı kovar”. Dünya Altın Konseyi verilerine göre, dünyada bugüne kadar üretilen altın miktarının yaklaşık 166.000 ton olduğu varsayılıyor. 2009 yılında dünyada altın talebi 3.616 tonken, 2010 yılında bu 4.000 tona çıkmıştır. 2011 yılı 3. çeyrek verilerine göre 2.966 ton civarında olan talebin, 2010 yılı 3. çeyrek talep miktarına göre artışı % 6 daha fazla gerçekleşmiştir. 2009 yılında Londra ons fiyatı ortalama 972 dolarken, 2010 yılında 1.224 dolar, 2010 yıl sonu 1.366 dolar, 10 Şubat 2012 tarihi itibarıyla 1.715 dolar civarında seyretmektedir. Ziynet eşyası olarak talep düşerken yatırım amacı ile talep artmaya devam ediyor. En fazla artış talebi ise, geçen yıl yaklaşık 118 tonla % 135 yıllık artışla Avrupa’dan geliyor. Çin’in talebi de 131 tonla % 13’lük bir artış göstermiş. Merkez bankalarının ise 2011 son çeyrek verilerine göre yıl içindeki talebi 148 ton olarak artış yönünde gerçekleşmiş. Şubat 2012 itibarıyla Merkez bankalarındaki altın rezervleri itibarıyla başı FED yani Amerikan Merkez Bankası çekiyor. Rezervlerinin yaklaşık % 75’ine denk gelen 8.133 tona karşılık, ikinci sırada Alman Merkez Bankası % 71 rezerv yüzdesi ve 3.996 tonla takip ediyor. Çin 1.054 tonla 6. sırada gelirken rezervlerindeki yüzdesi %1,6 gibi çok düşük bir seviyede gerçekleşiyor. Avrupa Merkez Bankası’nın yaklaşık 530 ton altını bulunuyor. Aslında günümüzdeki ticaret ve kur savaşları olarak çeşitli ekonomistler ve devlet başkanları tarafından dile getirilen global ekonomik yansımaların önemli verilerinden biri de burada. Şu anda Amerikan Hazine’sinin dolaylı olarak FED üzerinden ve doğrudan bonolar ile en büyük finansörü Çin olarak görünüyor. 2000 yılında 264 dolar olan altının onsu bugün 1.715 dolar ile yaklaşık 6-7 katına çıkmış durumda. Çeşitli araştırma ve kaynaklarda global para arzının da G-20 ülkeleri toplamında dolar cinsinden yaklaşık 3 katı arttığı tahmin ediliyor. Burada altın üretiminin kısıtlı olması ve mevcut stok karşılığında bir tezat oluşuyor. Normalde arz karşısında talep daha yüksek miktarda olduğunda malın fiyatının artmasında bir yanlışlık yok. Ancak, malın kendisinin fiyatının artması ile güvenli liman arayışı nedeni ile mala olan talebi körükleyen emisyondaki artış malın fiyatını tekrar talep nedeni ile artırdıkça emisyonu da (istendiğinde) tekrar artırmak daha mümkün hale geliyor. Bu döngü aslında 2008 global krizinin tetikçisi olan mortgage sub-prime krizindeki mantığa çok yakın. Teminata söz konusu olan ev bir taneyken 50-60 katına kadar risk alınmış olması sonuçta köpük ve balonlarda bir düzeltme hareketini kaçınılmaz kıldı. Henüz global para arzı açısından bunu söylemek mümkün değil ama artış yüzdesi çok hızlı sürmeye devam ediyor. Tabii burada bilançolardaki rezervlerin kompozisyonu ve mutlak değeri önem kazanıyor. Yani, bu artışı kaldıraç olarak kullanabilen ülkeler kendilerini bütçe açıklarına karşı finanse edebilirken, bu imkâna sahip olmayanlarda ister istemez reel faiz hadlerinin artışı, devalüasyon, enflasyon gibi başlıkları tetiklemesi söz konusu olabiliyor. Tabii senyoraj geliri açısından bu işten kârlı çıkanlar da var.

Bakalım Bretton Woods ve Smithsonian’dan bu yana devam eden bu parasal düzen nereye kadar devam edecek? Bu arada global piyasalarda doğrudan ya da dolaylı yatırımlar olarak dolaşan likidite bolluğunun erozyon etkilerini kaç ülke hangi zaman diliminde deneyimleyecek? Senaryolara bir de Avro dağılırsa ya da Yuan revalüe olursa diye bakmak lazım. Daha fazla talep edilecek bir mal söz konusu olursa üretim planlaması için ne yapmak gerekir ya da paranın yani malın fiyatı olarak faiz artarsa dünya çapında stoklarda duran bonoların geliri ne yönde gerçekleşir? 2008 dünya açısından bir miladı içeriyor. Ezberlerin bozulduğu bir yüzyıla yeni bir çağla beraber girdik. Yeni dönem strateji ve senaryoları en hazır olanlar için fırsatlar barındırıyor. Bilgiye ve danışmanlığa daha çok önem verilmesi gereken bir dönemdeyiz.

 

Not: Bu yazıda yer alan bilgi ve yorumlar Dünya Altın Konseyi sitesinden temin edilen bilgi ve verilere göre aktarılmıştır. Bu yazı ve bilgiler herhangi bir şekilde yatırım danışmanlığı ve önerisi kapsamına girmemektedir. Bu yazıda yer alan bilgiler, doğrulukları ve bunların kapsamında alınan karar ve uygulamalardan Konsensüs Haber ve yazarın herhangi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.

 

 

Yazan - Şub 13 2012. Kategori CÜNEYT DİRİCAN, Özel, Seçki, YAZARLAR. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

İLETİ ya da yorumunuzu bırakın


9 + 8 =

HAFTANIN RÖPORTAJI
Leymin Şaylan

Leymin Şaylan

Yüz kaslarının bile çalıştığı tek spor dalı: Dans
YAZARLAR
Giriş | Efkari® Yayınlar tarafından işletilmektedir.